1- Nun. Kaleme ve onunla yazdıranlara And olsun.
Nûn
harfinin, birçok sûrenin önünde bulunan mukatta'a harflerinden olduğu
kabul edilirse deriz ki; bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bize göre
en İsabetli ve tercih edilmesi gerekli olanı, bu harflerin tenbih/dikkat
çekme ve daha sonra söylenilecek olan sözlere/mesaja kulak verilmesi ve
zihinleri hazırlamak (motivasyon) için geldiğidir.
Bu
sûrelerde mukatta'a harflerini yemin ifadelerinin takip etmesi,
belirtilen tercih ve görüşü kuvvetlendirmektedir. Mukatta'a harflerinin
bazı sırları gizlediği türünden söylenilenlere gelirsek; bu konuda
Peygamber ve ashabına ulaşan sağlam bir rivayetin mevcut olmadığı bir
tarafa; Peygamber (s)'in görevinin tabiatı ve onun asaletinin
evrenselliğine sığacak bir durum değildir. Bu gibi durumlarda zan ve
tahmin ile konuşmak doğru olmaz.Onun
arkasından kaleme ve onunla yazılan yazıya yemin ediliyor.Yemin bir tür
şahitliktir.Allah kaleme ve yazılanlara şahidlik ettiğine göre bununla
gerçekleşen şey çok önemli olduğunun bildirgesidir.Kalem ve yazı
eğitimde önemli bir araç olduğu gerçeğini alak suresinde
anlamıştık.Şimdi bunu verdiği tesir üzerinde duralım.Kalem doğru
kullanıldığı vakit yani hakkın rızasını kazanma amaçlı kullanılırsa ki
öyle olmalıdır,islami düşüncesinin özellikleri yapısı,metodu
anlatılması yada bu yazı sayesinde insanlar eğitimine devam etmesinde
en büyük araç haline geliyor.O gün mektupla bir yerlere islama davet
yapılırken günümüzde internet aracılığıyla paylaşımlarla bir hedef
haline getiriliyor.Burda amaç her dönemde olduğu
gibi hakkı ve sabrı tavsiye olmalıdır.İnsanlara uzun zamandır
anlatılmayan fıkıhta ve islam ilmihallerinde yer verilmeyen nebevi
hareket metodu açıklanmalıdır.Yazı sayesinde çok iyi bir yere gelindi
bir çok muefekkirler islam gerçeğini anlattı,seyyid kutub hapiste
kalemi eline aldı çok eser oluşturdu,mevdudi şirkin tehlikelerine
dikkat çekti kuran ışığında ve bu kalemin gücü dünyada uyanış
hareketini başlattı ve devam edicek inş.Kimisi sıralarını savdı
kimiside bu yolda sıralarını bekliyor bir çok mumin üzerine düşeni
yaptığı sürece daha zirveye çıkılacak Allahın izni ile.Ancak tam
istenilen noktaya gelinmedi çünkü bir çok terör örgütleri olsun yada
parti,dernek gibi kuruluşlar bu iyi insanlar üzerinden prim yapmaya bir
nevi nemalanmayı amaçladılar.Nebevi hareket metodu bütün ihtilafları
sona erdireceği gerçeğini kavrayamadılar yada kavranılması istenmedi
müslümanların bu metoda ağırlık vermesi kaçınılmaz bir olgudur.
2- Sen, Rabbinin nimetiyle cinlenmiş değilsin.
3- Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.
4- Ve sen yüce bir ahlaka sahipsin.
5- Sen de göreceksin, onlar da görecekler.
6- Hanginizin sınandığın:.
7-Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığına ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir.
Bu ayetler alak suresinin ikinci bölümü gibi 1 ile 5 yıl arasında nazil olduğuna dair sağlam rivayetler vardır.
İbnu'l-Münzir'in
İbn Cüreyc'den rivayetine göre müşriklerin Hz. Peygamber hakkında "O
önce delidir, sonra da şeytandır." demeleri üzerine bu âyet-i kerime
nazil olmuştur.Peygamber
Efendimizin soydaşlarının arasında geçirdiği peygamberliğinin ilk
yıllarını inceleyenler, soydaşlarının ona yönelttikleri "o bir delidir"
suçlamaları karşısında şaşkına dönerler. Oysa, aklı üstünlüğünü dile
getiren bizzat kendileridir. Nitekim, Peygamberlik
görevlendirilmesinden yıllar önce Kâbe'deki Haceru'l Esved'in (Kara
taşın) yerine konulması hususunda aralarında baş gösteren görüş
ayrılıklarında O'nun hakemliğini kabul etmişlerdi. O'na güvenilir kişi
anlamına gelen "el-Emin" lakabını takan kendileridir. Kendisine
düşman olduklarını sert tavırlarla ortaya koyduktan sonra bile O'nun
Medine'ye hicret ettiği güne kadar kıymetli eşyalarını, paralarını ona
emanet etmeye devam ediyorlardı. Nitekim, Hz. Ali'nin Peygamber
Efendimizin yanındaki emanetleri sahiplerine geri vermek amacıyla, Hz.
Peygamberden sonra birkaç gün Mekke'de kaldığı kesinlik kazanmıştır.
Ama aynı sırada adı geçen adamlar, O'na karşı bu kadar sert bir tavır
içindeydiler, amansız düşmanlarıydılar. Yine onlar, Peygamber
Efendimizin peygamberlikle görevlendirilmeden önce bir kez olsun yalan
söylediğine tanık olmamışlardı. Bizans imparatoru Heraklius
Peygamberimizle ilgili olarak Ebu Sufyan'a şöyle sormuştu: "Peygamber
olmadan önce onu yalancılıkla suçladığınız olmuş muydu?" Ebu Süfyan
-Müslüman olmadığı zamanlar onun baş düşmanıydı- "Hayır" demişti. Bunun
üzerine Heraklıus: "insanlara yalan söylemeyen birinin Allah adına
yalan söylemesi mümkün değildir" demişti.
Arab
müşrikleri günümüzde olduğu gibi cinlerin çarpacağı gibi yanlış
itikadlere saplanmıştır.Bu sebebden dolayı peygamberimize cin
çarptığını söylemişlerdir.Mekke'de bulunan her akıl sahibi insan
Peygamber (s.a) gibi yüksek ahlak sahibi bir kimseye mecnun demenin ne
kadar hayasızlık olduğunu düşünmek zorunda kalacaktır. Bu beyhude
ithamlar en sonunda Peygamber'e (s.a) değil bilakis kendilerine zarar
verecektir. Muhalefetlerinin şiddetinden muhakemelerini kaybederek Hz.
Muhammed (s.a) gibi bir insanı öyle şeyle itham ediyorlardı ki bunu hiç
bir akıl sahibi düşünemezdi bile. Enterasandır, bu gün de kendini
araştırmacı ve ilim adamı sanan bazı kimseler Peygamber (s.a) için
saralı ve cinli ithamında bulunmaktalar. Kur'an-ı Kerim dünyada her
yerde kolayca elde edilebilir. Öte yandan Rasulüllah'ın sireti, hayatı
da en ince ayrıntısına kadar yazılı olarak her yerde mevcuttur. Herkes
inceleyebilir. Kur'an gibi emsali olmayan bir kitabı getiren ve yüksek
ahlaka sahip olan Hz. Muhammed'i akıl hastalığı ile itham eden kişi
ancak O'na muhalefetinin şiddetinden yapar bunu. Aklını ve muhakeme
gücünü kaybetmiş bir insan O'na karşı bu tür iddialarda bulunabilir.
Allah
Rasulü'nün ahlakını en güzel şekilde Hz. Aişe'nin şu sözü tarif
etmektedir. "Onun ahlakı Kur'an idi" Ahmed, Müslim, Ebu Davud, Nesei,
İbn Mace, Darimî ve İbn Cerir lafzen çok az farklılıklarla bunu rivayet
etmekteler. Bunun anlamı şudur: Rasulullah (s.a) yalnızca Kur'anî
talimatları insanlığa tebliğ etmekle kalmamış, o talimatları kendi
zatında da tatbik ederek buna örnek olmuştur. Eğer Kur'an bir şeyin
yapılması için emir vermişse onu ilk önce kendi nefsinde uygulamış ve
eğer bir şeyden menetmişse gene en fazla kendisi o şeyden sakınmıştır.
Kur'an'ın fazilet olarak saydığı sıfatlarla muttasıf, kötü saydığı
sıfatlardan da kendini uzak tutan idi. Başka bir rivayette gene, Hz.
Aişe şöyle anlatıyor: "O hiçbir zaman kendi hizmetinde bulunan birisini
dövmemiş, hiçbir zaman bir kadına el kaldırmamıştır. Allah için
cihaddan başka hiçbir yerde hiçbir zaman kimseye eliyle dahi
vurmamıştır. Kendisi için kimseden intikam almamıştır. Fakat eğer bir
kimse Allah'ın koymuş olduğu hudutları aşmışsa o zaman sadece Allah'ın
rızası için ondan intikam almıştır. İki yoldan kolay olanı seçmek onun
sünnetiydi. Ne var ki, kolay olan günah ise müstesna, o zaman ondan en
uzak kalan O olurdu." (Müsned-i Ahmed) Hz. Enes (r.a) diyor ki: "Ben
Allah Rasulü'nün on sene kadar hizmetinde bulundum. Hiçbir zaman öf
dememiş, hiçbir zaman bana bunu niye yaptın, bunu niye yapmadın
dememiştir." (Buhari ve Müslim).
Daha öncede resulullah a.s. kabede namaz kılarken üstüne deve işkembesi dökmeye çalışan ebu cehle bunu
neden yaptın demediğini hakkı ve sabrı tavisiyeye devam ettiğini
anlatmıştık.Bu fiiller karşısında karşımızdakine kızmak yada küsmek zor
bir eylemdir.Resulullah a.s. bunu başarmış Allahın istediği doğrultuda
hareket etmiş ve sen büyük bir ahlak üzresin ayetiyle övgüsüne mazhar
olmuştur.
Bu
övgüye mazhar olan bir peygamberin yolundan gitmek bizim Allaha karşı
oln görevimizdir.Kendimizin bütün kirliliklerinden arındırıp islama
yönelmemiz nebevi çizgiyi takip etmeye zorunluyuz.Siyet kitapları
resulullahın ahlakı hakkında yazılarla doludur.Eğitimin hemen ardından
resulullah a.s.ahlakından sözediliyor bu ikisi ayrılmaz bir
parçalardandır.Ne ahlaksız bir eğitim nede kuransız bir ahlak Allah
katında makbul bir davranış değildir.Bizler ne kadar yanımızda
çalışanlara öf diyemiyoruz bizler ne kadar kuran ahlakımızda değişikler
oluşturuyor,resulullah a.s. ahlakını ve davranışlarını dikkate alarak
yaşamadıkça Allaha karşı hesab vermemiz zorlaşır.Bu yolda kim olursa
olsun insanları rencide etmek yok ,davet sürecinde kızmak yok,küsmek
yok,aksi davranışlar resulullahın ahlakına ulaşmaya en büyün
engellerden biridir.
5- Sen de göreceksin, onlar da görecekler.
6- Hanginizin sınandığın:.
7-Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığına ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir.
Genel
olarak bakıldığı zaman herkes bir sınav vermektedir.Hayat ve ölüm
arasında bu sürecte sınavımızı tamamlıyoruz ,Hangimiz daha güzel iş
işlediğini bu sürecte gorulecektir.Başta Allah şahid olacak sonrada
kendi yaptığımıza şahid olacağız.İslam ilk yıllarında bir süreç yaşandı
hakkın cahiliyye karşı mücadele süreci, zamanla herşey
anlaşıldı,müminler bu aşamaları sırasıyla takip ederek yaşadı,
cahiliyye ise çürük temeller üzerine kurulduğundan ve basit ve adi
şeyler için savaş verdiğinden yok oluşuna şahid oldu ve Allahın vaadi
gerçekleşti.Ve onlar büyük bir imtihan verdi.Bütün bunlar olmadan bu
ayetlerle resulullah a.s a bu müjdeyi verdiKimin aklı başında
olduğu,kimin akledemediği yada delice davrananlar açığa çıkmış
oldu.Günümüzde ise hayat ve ölüm arasındaki bu sürecte bizlerde iyi iş
işliyormuyuz yoksa tersinemi gidiyoruz bunu anlamak ve kendimize
şahidlik yaparak bu zamanı dolduracağız yani imtihan surecindeyiz
karşımıza iki yüzlüler çıkacak,eziyetlere maruz kalacağız,iftira
atılacak,insanlar birlikten bahsederken munakaşayı
terketmiyecek,kimiside nebevi hareket metoduna uygun hareket edecek ki
doğrusuda budur benim bu konuda tek temennim Allah bize nasıl kul olun
diyorsa öyle kul olmamızdır,yapma dediğini yapmayacağız,emrettiğini
uygulayacağız inş.Her şey kuran ve sahih sünnet çerçevesinde
gelişecek.Burda yine hem destekleme hemde müjde ile karşılaşıyoruz.Bu
müjde islamın zaferi kafir toplumun mağlubiyeti müjdesidir.
İnsanlar
istediği kadar şu falanca doğru yoldadır yada sapıktır derse dersin
burda doğruyu bilen ulu Allahtır.Kimin saptığını kimin doğruda olduğunu
sadece o bilir.O falanca falanca sayıp tek tek tekfir
etmeyip fiilerden bahsederek şu fiilleri işleyen saptığını,şu fiileri
işleyenlerinde kurtulacağını beyan etmiştir.Bunu müminler arasındada
bir metot haline getirmiş Resulullah bu metodu izlemiş müminlerde aynı
çizgiyi takip etmiştir.Burada takip edilecek husus budur.Yoksa islam
davası hak olma özelliğini yitirecek sen ben davasına dönüşecek
istediğimiz kadar hakkın yolunda yürüdüğümüzü iddia etsekte ,sapmış
olanların doğru yolda oldukları iddialarına benziyecektir.
"Öyleyse yalanlayanlara itaat etme. Onlar istediler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar."
Müşriklerin hiç bir alternatifleri kalmayınca düşüncelerindeki basitliklerinden dolayı pazarlıklara girişimleri anlatılmış.Onlar
tıpkı ticarette olduğu gibi pazarlık yapmaya, ortak bir nokta etrafında
uzlaşmaya çalışıyorlar. Oysa inanç ile ticaret arasında büyük fark
vardır. İnanç sahibi bir kimse inancının hiç bir prensibinden
vazgeçmez. Onun gözünde büyük küçük bütün ilkeler aynı öneme sahiptir.
Daha doğrusu inanç sisteminde büyük küçük diye bir ayırım olmaz. İnanç
sistemi, her bir parçası birbirini bütünleyen bölünmez bir gerçektir.
İnanç sistemine bağlı birisi, bir prensibe uyarken, bir diğerinden asla
vazgeçemez.İslam ile cahiliyenin yolun ortasında, daha doğrusu herhangi
bir yolda buluşmaları mümkün değildir. Bu durum İslam ile her zaman ve
her çağdaki cahiliye sistemleri arasında her zaman geçerli olan bir
kuraldır. Bu kural dünkü cahiliye için olduğu gibi, bu günkü cahiliye
içinde, yarınki cahiliye için de geçerlidir. İslam ile cahiliye
arasındaki uçurum aşılmaz niteliktedir. İkisini bir noktada buluşturmak
için bu uçurumun üzerine bir köprü kurmak imkansızdır. Bir şeyi
paylaşmaları, iletişim kurmaları mümkün değildir. Aralarında sürekli
bir çatışma vardır ve sonuçta uyuşmaları söz konusu değildir.Çünkü
biri tevhid biri şirk temeli üzerine kuruludur.Şirk ,şirk anlayışından
vazgeçmeyip islam ile uzlaşmaya kalktığı an ,müslümanlarda bunu kabul
ettiği an şirkin galibiyeti kaçınılmazdır.Çünkü şirk öyle bir olgudurki
uzlaştığı düşünceye bulaşır.Müminlerde bunu kabul etmiş olur tevhide
halel gelir tevhid buna müsait değildir.Zerre kadar şirk bulaşırsa
tevhid ortadan kalkmış olur.Günümüzde kurumların bu hale geldiğini
görmekteyiz.
Hz.
Peygamber dininde kararlıydı, dininin ilkelerini pazarlık konusu
yapmaz, taviz vermez bir tutum içindeydi. Ama dinle ilgili olmayan
öteki konularda insanların en yumuşak huylusuydu. İnsanlar arası
ilişkilerde en güzel davrananıydı. Akrabalarına en çok iyilikte
bulunan, kolaylığı ve kolaylaştırmayı en çok isteyen bir insandı. Fakat
din, dindi. O, bu konuda Rabbinin şu direktifine uymak zorundaydı: "Öyleyse yalanlayanlara itaat etme."
Günümüzde hiçbir islami olmayan şartlara
boyun eğmemeliyiz.İslam dini ve iman konusu ticaret yapılarak feda
edilemez.Ancak resulullahın hangi şartlarda neyi uyguladığı konusuda
gözardı edilmemelidir.Sıra şaşmamalıdır.Sırayı atlayan imanın bazı
hususiyetlerini atlamış olurki eksik bir imanla yol almış oluruz.Bugüne
kadar islam toplumları bunu gözardı ettiği için felaketlerini
hazırladılar.Düzgün bir iman şekillenmedi.
10-Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık.
11- Herkesi kınayan, söz götürüp getiren.
12- Hayra engel olan, saldırgan, günahkar.
13- Kaba, sonra da soysuz, alçak.
14- Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış)
15- Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" dedi.
16- Biz yakında onun burnuna damga vuracağız
Evet,burda
bir tür sivil itaatsızlık hareketi kapsamlı olarak başlamış oluyor.İlk
önce namaz konusuna değinerek engellemeler karşısında itaatsızlık
süreci başlatılmıştı çünkü ilk anda bir müslümanın bu konuda sorun
yaşayacağını bilen ulu Allah bu konudaki muminin tavrını
belirlemiştir.Müminin ilk anda dikkatleri çekeceği husus namazdır.Gözle
görünebilecek ibadet namazdır ve müslümanın feragat edemiceği bir
ibadettir.Şimdide itaatsızlık boyutu genişliyor.Davet süresince bir çok
engellerle ve değişik tavırlarla karşılaşacak müslümanlar bu
itaatsızlığı gerçekleştirmek zorundadırlar.Yemin eden aşşağılık insan
tipi, cahiliyyenin bir değişik profilidir doğruyu eğri gösterebilmek
yanlışını ise doğru gösterebilmek için yemin eder yemini araç yani
vasıta kılar.Davetin önüne engeller koymak için yapar bunu.Çok
yemin etmektedir. İnsanların kendisini yalanlayacaklarının, kendisine
güvenmeyeceklerinin farkında olan yalancı insanlardan başkası sık sık
yemine başvurmaz. Böylece bir insan yalanını gizlemek, insanların
güvenini kazanmak için yemin eder.Bu kadar ince bir konuki,bu tip insanlara itaatsızlık emretmiş.Şeytanın en büyük özelliklerinden biri yalan söylemektir. Zaten başka türlü kimseyi kandıramazdı. Adem ve eşine söylediği Kuran-ı Kerimde şöyle haber verilmektedir:
Derken
şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için
onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz
veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.
Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti. (Araf, 7:21-24)
Şeytan bu ilk yalandan bu yana insanları hep kandırmaya çalışmıştır.
Bu durum şeytani bir özellik olduğunu mumin bilmelidir
Bu
durumda insan, yaptığı işin doğruluğunu veya yanlışlığını dinin
ölçülerine vurarak değerlendirmeli ve iyice araştırıp soruşturduktan
sonra yapmalıdır.
11- Herkesi kınayan, söz götürüp getiren.
İnsanlar arasında söz götürüp getirir: İnsanlar
arasında kalplerini bozacak, ilişkilerini koparacak, sevgilerini
giderecek sözler götürüp getirir. Bu sıfat iğrenç olduğu kadar,
aşağılıktır da. Kendine saygı duyan ve başka insanlar nezdinde saygı
görmek isteyen bir insan böyle bir huyla nitelenmek istemez. Çünkü,
koğucu, laf götürüp getiren, birbirini seven insanların arasını bozmaya
çalışan kişilerin sözlerine kulak verenler bile aslında bu tür
insanlara saygı göstermezler, onları sevmezler.
Peygamber
Efendimiz herhangi bir arkadaşına yönelik iyi duygularını değiştirecek
nitelikte sözlerin kendisine aktarılmasını yasaklamıştı. Şöyle diyordu
Peygamber efendimiz: "Hiç kimse arkadaşlarından biri hakkında bana
herhangi bir şey ulaştırmasın. Çünkü ben karşınıza iyi duygularla dolu
rahat bir kalp ile çıkmak isterim:'"(Ebu Davut ve Tirmizi İbn-i
Mesut`tan rivayet edilmiştir)
İmam
Ahmed Hz. Huzeyfe'den şöyle rivayet eder: Peygamber Efendimizin şöyle
dediğini duydum: "İnsanlar arasında söz götürüp getiren cennete
giremez:' (İbn-i Mace'nin dışında bir grup sahabe tarafından rivayet
edilmiştir.)
Yine İmam Ahmed -kendi ravi zinciri ile- Yezid B. Seken'den şöyle rivayet eder: "En
kötünüzün kim olduğunu haber vereyim mi? Söz götürüp getirerek
birbirini sevenlerin arasını bozan, suçsuz insanlara haksızlık
edenlerdir."
İslam
dininin bu iğrenç, bu aşağılık huyu bu denli sıkı tutarak yasaklaması
kaçınılmazdı. Çünkü bu aşağılık davranış kalbi bozduğu gibi
arkadaşlıkları da bozar. Toplumsal ilişkileri bozmadan önce bizzat söz
götürüp getiren kişiyi alçaltır. Toplumun düzenini, güvenliğini
kemirmeden önce O'nun kalbini kemirir, ahlâkını bozar. Bu çirkin
davranış yüzünden insanların birbirlerine güvenleri kalmaz. Çoğu zaman
suçsuz insanları günaha bulaştırır.
12- Hayra engel olan, saldırgan, günahkar.
İyiliğin amansız düşmanıdır, her zaman iyiliğin karşısına dikilir: Hem
kendisinin hem de başkasının iyiliğine engel olur. Bir kere, her türlü
iyiliğin toplamı sayılan imanı engeller. Bu adamın çocuklarına ve
akrabalarına, Peygamberimize eğilim gösterdiklerini sezdiği her
seferinde "Sizden biriniz Muhammed'in dinine uyacak olursa, benden
hiçbir fayda görmez olur" müşriklerin dedikleri bilinmektedir. Bu tehditle onların Müslüman olmalarına engel olurlardı. Bu yüzden Kur'an-ı Kerim onu sözleri ve davranışları ile "iyiliğin karşısına dikilen" biri olarak tescil etmiştir.
Saldırgandır: Hak, adalet
nedir gözetmez, çiğner geçer. Ayrıca o, Peygamber Efendimize,
Müslümanlara, ailesine ve doğru yolu bulmalarına engel olduğu, dini
benimsemelerini önlediği aşiretine de saldırır, haksızlık eder.
Saldırganlık, aşırılık, Kur'an-ı Kerim de ve Peygamber efendimizin
sözlerinde üzerinde önemle durulan çirkin huylardan biridir. İslam
saldırganlığın, aşırılığın her çeşidini yasaklamıştır. Hatta
yeme-içmede bile buna dikkat edilmesini öğütlemiştir.
"Size sunduğumuz temiz rızklardan yiyiniz. Yiyeceklere ilişkin sınırlarımızı çiğnemeyiniz." (Taha suresi 81) Çünkü adalet ve dengelilik İslam'ın temel karakteridir.
Sürekli günah işler: "Günahkar"
sıfatını kalıcı bir sıfat olacak kadar günah işler. Burada işlediği
günahın türü belirtilmiyor. Çünkü bu ifade ile güdülen amaç sıfatın
kalıcılığını vurgulamak, ruhun değişmez bir karakteri olduğunu
belirtmektir.
Bu adam bütün bunların yanı sıra "kaba"dır. Bu
söz, vurgusu ile, oluşturduğu hava birçok sıfatı, karakteristik
özelliği anlatıyor. Bunun yerine birçok söz ve sıfat kullanılsa bile
aynı anlam verilemezdi. Bu kelimenin, aşırı derecede kaba, çok yiyip
içen obur, aç gözlü anlamına geldiği söylenmektedir. Bu adam kaba
karakterli, iğrenç huylu ve insanlar arası ilişkilerde çirkin
tutumludur.
Ebu
Derda'nın -Allah ondan razı olsun- şöyle dediği rivayet edilir: "Kaba",
büyük karınlı, kötü ahlâklı,ç ok yiyip içen obur, çok mal toplayan, ama
başkalarına vermeyen kimse demektir:' Ne var ki "Kaba" kelimesi bütün
bunları kapsayan, bununla beraber bu karaktere sahip kişinin
iğrençliğini her yönüyle tasvir eden geniş bir kavram olarak zihinlerde
yer ediyor.
13- Kaba, sonra da soysuz, alçak.
14- Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış)
15- Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" dedi.
16- Biz yakında onun burnuna damga vuracağız
Ayrıca bu adam, soysuzdur, alçaktır: İşte
İslam düşmanlarından birinin kişiliğinde toplanan çirkin, iğrenç
sıfatların sonuncusu budur. Zaten, bu tür iğrenç karakterlere sahip
insanlardan başkası İslama düşman olmaz, düşmanlığında ısrar etmez.
"Zenim" kelimesinin anlamlarından biri, "aralarında soy birliği
olmadığı halde bir kavme bağlanan veya a kavmin içinde soyu belirsiz
olan kimse"dir. Bu kelimenin anlamlarından biri de "insanlar arasında
iğrençliği ile, pisliği ile, aşırı derecede kötülüğü ile ün salmış
kimsedir. Bu kelimenin ifade ettiği ikinci anlam Velid B. Muğire'nin
durumuna daha uygundur. Bununla beraber kelimenin söylenişi, kavmi
arasında kibirlenip böbürlenen bu adamı aşağılık sıfatı ile
damgalamaktadır.
Sonra
surenin akışı bu kişisel sıfatlar üzerine, O'nun Allah'ın ayetleri
karşısındaki tutumunu belirterek bir değerlendirme yapıyor. Bunun yanı
sıra yüce Allah'ın mal ve evlad bahşettiği bu adamın böyle bir tutum
sergilemesi ayıplanıyor:
"Mal ve oğullar sahibi olmuş diye, kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman `eskilerin masalları' dedi."
Bir
insanın yüce Allah'ın kendisine bahşettiği mal ve evlad nimetlerine
karşılık, Allah'ın ayetlerini ve peygamberini alaya alması ne çirkin
bir davranıştır. Bu bile tek başına biraz önce anlatılan çirkin
sıfatlara denk bir tutumdur.Eskilerin masalları sözü günümüzde bana
çıkar savaşı verenlerin müslümanlara irtica yaftası takmalarını
hatırlatıyor.Ya irtica yaftası yada marjinal fikirler diyerek davayı
reddetmede ve batıl gösterebilmek için böyle vasıtalara başvuruluyor.
Bu
yüzden karşı konulmaz, caydırıcı güce sahip ulu Allah'tan bir tehdit
geliyor. Burada yüce Allah onun ruhundaki büyüklük kompleksinin, mal ve
evlatla övünmenin kaynaklandığı noktaya temas ediyor. Nitekim bundan
önce de onun toplum içindeki yeri ve soyu ile övünmesine kaynaklık eden
sıfatına değinmişti. Ve bu adam yüce Allah'ın şu kesin vaadini dinliyor:
"Biz yakında O'nun burnuna damga vuracağız."
Ayetin
orijinalinde geçen "Hortum" kelimesinin anlamlarından biri kara
domuzunun burnunun bir tarafıdır. Herhalde bununla Velid'in burnu
kastedilmiştir. Arap dilinde burun büyüklüğü onurluluğu sembolize eder.
Bu yüzden büyüklenen için "burnu havada", gururu kırılan, alçalan için
de "burnu yerde" denir. Birisi gururlanarak kızdığı zaman "burnu şişti
burnu kızardı" derler. Arapların izzetinefsi (onur ve saygınlığı)
"Enfetu" -Burun- olarak tanımlamaları da bu yüzdendir. Onun burnunun
damgalanması ile tehdit edilmesi iki tür aşağılanmayı, horlanmayı ifade
eder. Birincisi, bir köle gibi damgalanması. ikincisi burnunun domuz
burnu olarak nitelendirilmesi.
Hiç
kuşkusuz bu ayetler Velid B. Muğire'nin üzerinde büyük etki
bırakmışlardır. Çünkü Velid saygın insanların -asılsız da olsa- bir
şairin hicvinden her zaman sakındığı bir millete mensuptu. Ya gerçekten
göklerin ve yerin yaratıcısı tarafından damgalanmayı, hem de boşuna
söylenmeyen böyle bir ifadeyle karşı karşıya kalmayı nasıl
karşılamıştır. Bu sözler varlık aleminin her tarafında yankılanmış,
sonra da varlığın özüne yerleşerek tescil edilmiştir. Hem de sonsuza
dek...
İşte İslam'ın düşmanı, yüce ahlâka sahip saygın peygamberin düşmanı olan bu adam böylesine kesin bir hakareti hakketmekteydi.
Mal
ve evlada, Allah'ın ayetlerini yalanlayanların şımarmasına neden olan
dünya nimetlerine işaret edilmesi münasebetiyle yüce Allah burada örnek
olarak onlara bir kıssa sunuyor. Öyle anlaşılıyor ki bu kıssa onlar
tarafından biliniyordu, aralarında yaygın olarak anlatılıyordu. Yüce
Allah bu kıssa aracılığı ile onlara nimetle şımarmanın, iyiliğe engel
olmanın, başkalarının haklarına tecavüz etmenin akıbetini hatırlatıyor.
Bu arada kendilerine bahşedilen mal ve evlad nimetlerinin aslında onlar
açısından bir sınav aracı olduğunu vurguluyor. Tıpkı bu kıssanın
kahramanlarının sınanması gibi. Ayrıca bu sınavın devamı da var. Onlar
bununla da bırakılacak değildirler:
Bu
haller islam ahlakıyla taban tabana zıt hallerdir.Burda aynı zamanda
ahlaksız tavırlardan bahsederek ahlakın boyutları
belirleniyor.Günümüzde devlet adına yapılan, yada islam adına yapılan
sözde adalet adına böyle saldırgan hareketler olmuştur bunun islam ile
ne kadar alakası olduğunu rabbimiz bildiriyor tüm boyutlarla aşama
aşama anlatılıyor.Bazı müslüman gurublar bu olayları tam kavramış
değildirler.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!