15/12/2009 · Kategori: ey-allahin-kullari-kardes-olunuz

EY ALLAH'IN KULLARI! KARDEŞ OLUNUZ!"‏



Şehirde “Muhammed geliyor” diye sesler duyuldu…

Evsliler, Hazreçliler… Medine’de daha önce yıllarca birbiriyle savaşmış, aralarında kan davası olan onlarca kabile; kadın erkek, çoluk çocuk Medine’nin girişine doğru yürüdü…. Nihayet çölün kızgın güneşi şehri kavururken ufukta göründüler.

Hep bir ağızdan şarkılar başladı. Erkekler ellerini açmış yakarıyor, kadınlar zılgıt çekiyor, çocuklar bağrışıyordu. Şehrin girişinde büyük bir kalabalık çoşkuyla Mekke’den Medine’ye hicret eden Hz. Peygamber’i karşılıyordu.

Kalabalık “İşte o” diye Hz. Ebubekir’in üzerine üşüştü. Bağırlarına basmak, omuzlarına almak ve doyasıya sarılmak istiyorlardı. “Hayır” dedi ikinin ikincisi; “Allah’ın Resulü o, ben değilim.” İnsanlar, su arkının yön değiştirmesi gibi ona koştular, etrafını sardılar…

Yüksekçe bir taşın üzerine çıktı, eliyle hafifçe susmalarını işaret ettikten sonra, “ilk” olarak şunları söyledi;

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmek için de aranızda selamı yayınız… Birbirinize haset etmeyiniz. Birbirinize hasım olmayınız. Birbirinizin arkasından çekiştirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz! (Kunû yâ ibadallahi ihvâna)…”

***

Dikkat edin, Ey “Müslümanlar” kardeş olunuz değil; Ey “Allah’ın kulları” kardeş olunuz!

Yani: Ey Evsliler, Hazreçliler, Kaynukalılar, Nadirliler, Yahudiler, Hrıstıyanlar, zenciler, beyazlar, zenginler, yoksullar! Merkezde oturanlar, kenar mahallelerde yaşayanlar! Şehirde’de kim yaşıyorsa bütün herkes! Hiç biriniz büyük, hiç biriniz imtiyazlı, hiç biriniz sahip değilsiniz. Paylaşınız, bölüşünüz, kardeş olunuz kardeş! En yüksek insanlık ideali budur!

Şehrin semalarında yankılanan ilk sözler işte bunlardı.

Medine’de “yeni dünyanın” temelleri işte bu sözlerle atıldı.

183 aile birbiri ile kardeş oldu; ilk yapılan da buydu.

Kaynaştılar, paylaştılar, bölüştüler.

“Yar yanağından gayrı” her şey ortak oldu.

Öyle ki bir ineğin sütünden 10 aile birlikte içiyordu.

Bu, bir anlamda, kıssaların anasında “Orada aç kalmazsınız, çıplak olmazsınız, susuzluk çekmezsiniz, güneşin sıcağında yanmazsınız.” (Taha; 118-119) diye tarif edilen ebedi ve ideal ülke “cenneti” ilk kurma girişimiydi. Çünkü cennet dünyada kurulmak için vardı, başarılamazsa “Kurmaya çalıştığınız bu muydu?” diyerekten “ödül” olarak ahirette verilecekti. Müslümanın zihin dünyasında cennet ütopyasının dünyevi ve uhrevi anlamı bu olmak icap eder. Cenneti kurmaktan, yaşamaktan ve yaşatmaktan dünyada nasibi olmayanın ahirette de nasibi yoktur.

Cennet, her şeyden önce kardeşlik demektir. Paylaşım, bölüşüm, sevgi, merhamet, adalet, eşitlik, doğruluk, dürüstlük, özgürlük demektir…

Sonradan ortaya çıkan bütün ayrılıkların gayrılıkların sona ermesi, “takva” elbisesi dışında bütün elbiselerin çıkarılması, “erdem” dışında bütün rütbelerin sökülmesi, “insan” dışında bütün renklerin, ırkların, kabilelerin, dillerin anlamsızlaşması, “bölüşmek” dışında bütün sahiplenmelerin ortadan kalkması, “sevgi” dışında bütün hislerin bayağılaşması, “Hakk” (gerçek ve adalet) dışında bütün otoritelerin yok olması demektir…

İşte Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde ilk bunu yaptı.

Yürünecek yolun (din), yaşanacak şehrin (medine) ve kurulacak uygarlığın (medeniyet) temelinde neyin yatması gerektiğini gösterdi. Buradan bakarsanız gerisi teferruattır…

Onun için, o gün, bir taşın üzerine çıkarak yaptığı o konuşma ezeli ve ebedi insanlık idealini ifade etmektedir:

“Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz!”

***

Bütün şairler bunu terennüm etti; “72 millet birdir bize” (Yunus Emre).

Bütün ozanlar bunu söyledi: “Gel birlik kavline girelim kardaş” (Aşık Veysel)

Bütün devrimler bunun için yapıldı; Eşitlik, kardeşlik, özgürlük, adalet, birlik…

Gelmiş geçmiş bütün peygamberler, bilgeler, büyük filozoflar hep bunu söyledi.

Artık mesele “Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz” noktasına gelmiştir. Yani kimin, bizzat ve bilfiil kalkıp bunu yaptığı, yaşadığı ve yaşattığı önemlidir.

Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinin ilk yılları başta olmak üzere, tüm Mekke ve Medine hayatı boyunca bunu bizzat ve bilfiil kalkıp yapmış, yaşamış ve yaşatmıştır.

Öyle ki Medine’nin ilk yıllarındaki o “kardeşlik devriminde” bir tür komün hayatı yaşandığı bile söylenebilir. Çünkü bugün bırakın 10 ailenin bir ineğin sütünden içerek yaşamasını, komşu komşusundan kaçıyor. Bugünün muhafazakarları, komşusu açken tok yatar durumda olmamak için olmalı (ki böyle olduğunu bile sanmıyorum) tok ve asude semtlere taşınıyor. Böylece komşusu açken tok yatmamış oluyor (!).

İnsanlar bayramlarda kardeşlikten, paylaşmaktan, kaynaşmaktan “tek başına” güneşleneceği kıyılara kaçıyor.

Bazıları “O dönemde yokluk kıtlık vardı, öyle oldu” diyor. Hayır bayım! Bu bir iman, bilinç, ideoloji ve projedir! Çok bilinçli olarak öyle yaşadılar. Mescidin kapısına mal mülk yığıldığı halde peygamberimiz tenezzül etmedi. İstese rahatlıkla Karun olabilirdi, hiçbir engel yoktu. Böyle yapmakla bir toplumun (Medine’nin) harcında neyin yatması gerektiğini gösterdi. Çünkü o usve-i hasene (en güzel örnek) idi.

Medine’ye geldiğinde o taşın üzerinde “Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz!” derken seçim konuşması yaptığını mı sanıyorsunuz?

***

Bu cümleyi bir yerde daha söylediğimi hatırladım.

1992 yazıydı sanırım, bir gurup arkadaşla İran’a gitmiştik. Tahran’da milyonluk Cuma namazındayız…Cuma namazını Rasancanî veya Hamaney kıldırıyordu. Kalabalığın içine karışmış halde namazı kıldık. Namazdan sonra, orada herkes sağ ve sol yanında oturanla musafaha (tokalaşma; Allah kabul etsin deme) yapıyor. Selam verir vermez kalabalık sarmaş dolaş oluyor.

Yanımda Tahran’a yakın bir köyden geldiği belli olan bir İranlı Azeri oturuyordu. Solundaki ile musafahalaştıktan sonra baktım bana dönmedi. Tereddüt içinde bekliyordu. Namazda baktıki bizim secde ettiğimiz yerde “Kerbela taşı” yok, bir de biz ellerimizi göbek hizasında bağlıyoruz, ne olur ne olmaz necistir bunlar diyerekten hiç oralı olmadı.

Yüzüme öyle bir baktı ki, o bakışta 14 asırlık Şiî-Sunnî ayrılığının bütün serancamı vardı. “Sen Türkiyeliseen” diye kelimenin sonunu Fars ağzıyla melodi gibi uzatarak sordu, “Beli” (Evet) dedim. Ardından “Sunnîseen, ellerini bağlisen, Kerbela taşı yohtur secdende, Hz. Hüseyin’in şefaatinden mahrum olmuşsen” dedi.

Sanırım beni necis sayıyor olmalı ki bana dokunmuyor bir türlü. O tereddüt içinde beklerken ben birden eline yapışıp kendime doğru çektim. Pazarlık yapar gibi sıkı sıkıya sallamaya başladım. Sallarken “o cümleyi” okuyordum; “Kunû yâ ibadallahi ihvana!” (Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz!).

O bana şaşkın şaşkın bakarken şöyle şeyler söyledim: “Agacan! Dere tepe aşmışam, yedi gün yedi gece yol gelmişem. Yanına oturmuşam, omzumu omzuna vermişem. Aynı kıbleye yönelmişiz, aynı fatihayı okumuşuz, aynı Allah’a yakarmışız, aynı peygambere salavat getirmişiz. Sen hala tereddüt edirsen, necis mi acaba diye düşünirsen. Ver elini ben senin gardaşınam…”

Bu minval üzere konuşmalar yaptıkça adamcağız “Agacan! Doğru söylirsen. Heyli zemon ki sunni görmemişem. Biz böyle nemaz kabul olmaz bilirik, sen iyi okumuşsen, bağışlayasan” dedi. Boynuma öyle bir sarıldı ki sanki 14 asırlık bir hasret vardı gözlerinde….

“Köyümüze gel, konağımız ol. Aşımız, ayranımız yahşidir” dediyse de işimiz vardı ayrıldık. Ayrılırken ona dedim ki: “Eğer ki bir gün sen bizim konağımız olursan secdede Karbela taşı ile, kolların yanda namaz kılarsan, namazdan sonra Ali’ye, imamlara böyle mersiyeler okursan, senin bana yaptığını sana yapacak “necisler” göreceksin. Benim sana yaptığımı sen de onlara yap; tut ellerini ben sizin gardaşınızam de…”

**

Öyle ya bu ümmet “Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz” diye kurulmadı mıydı?

Şu Ehl-i Sünnet –Şia ayrılığı ne hazindir.

Bu ümmet kıyamete kadar bu ayrılıkla mı yaşayacak?

“Ebubekir mi, Ali mi halife olmalıydı?”

İyi de onlar öleli 14 asır olmadı mı?

Ahmet el-Katip’in yeni çıkan “Tarihte kalmış ayrılık: Sünnîlik ve Şiîlik” kitabını okurken işte bunlar aklımdan geldi geçti. (Şiddetle okumanızı tavsiye ederim; Ahmet el-Katip; Nedenleri Tarihte kalmış ayrılık; Sunnîlik-Şiîlik, Mana yayınları, İst., Eylül, 2009).

Ahmet el-Katip Şiî havzalarında yetişmiş, son dönem İslam’ın yenilikçi simalarından birisi. Şiîliğe ve Sunnîliğe her ikisine birden esaslı ve sarsıcı eleştiriler getiriyor. Şiîlerin Ehl-i Beyt imamlarını, Sunnîlerin de sahabeyi kutsayıp etraflarında efsaneler üretmesinin ilk dönemlerde olmadığını, sonradan ortaya çıktığını klasik kaynaklara derinlemesine bir vukufiyetiyle ortaya koyuyor. Böylece bir taraftan “Şiî İmamet mitolojisinin” diğer yandan da “Sunnî saltanat ideolojisinin”; her ikisinin birden aşılmadıkça ümmetin önünde yeni ufuklar açılamayacağını savunan Fas’lı M. Abid el-Cabiri’ye Şiî kanattan güçlü bir destek veriyor.

Ahmet el-Katip kitabın sonunda Ehl-i Sunnet-Şia (veya Alevî –Sunnî) ayrılığının sona erdirilmesi için çözüm yolları önermiş. 12 maddelik bir de sonuç bildirgesi hazırlamış. Sunnî-Şiî adlarının terk edilmesi, bu ayrımın çağımızda artık bir manasının kalmadığı, tarihte kalmış bir ayrılık olduğu gibi çarpıcı önerileri var.

Daha önce “Ehl-i Kitap kimdir?” başlıklı yazımda söylemiştim, eğer bu yapılmaz da tarihin tortuları temizlenmek yerine iyice kabuk bağlamaya devam ederse “Ehl-i Sünnet” veya “Ehl-i Şia” (her ikisinin birden iddia ettiğinin aksine) bırakın “Öz Muhammedi İslam” veya “Peygamberin sahih yolu” olmayı, yeni “Ehl-i Kitap” toplulukları haline gelecekler, belki de geldiler bile.

Ahmet el-Katip’in kitabı buna bunları bir kez daha düşündürdü.

Ali Şeriati’nin dediği gibi ne Hz. Ebubekir Sunnî, ne Hz. Ali Şiî, ne Hz. Musa Yahudi, ne Hz. İsa Hristıyan, ne Budha Budist, ne de Karl Marx Marksist idi. Onların bunlardan haberi bile yoktu. Dirilip gelseler de adlarına yapılanları görseler, acaba ne yaparlardı, merak ediyorum.

‘Her şey biz yaşarken oldu.’

Onun için köke, iyice köke dönmeliyiz. Hani parçalanmış (kabilelere, mezheplere, dinlere, etnik kökenlere, guruplara bölünmüş) Medine’yi yeniden kuran o ilk cümleye: “Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz!”

“Bölüştük ne varsa ekmeği aşı

Harç yaptık şehre sevgiyi barışı

Bağrımızdan çıktı Bilal’in haykırışı

Hayyalesselah, Hayyalelfelah dedik

Hançereler bile anladı da

Bir insan anlamadı bizi”

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/12/2009 · Kategori: kalp-krizi-ve-sicak-su

Kalp Krizi ve Sıcak Su






Kalp Krizi ve Sıcak Su
Bu çok güzel bir yazıdır. Sadece öğünlerden sonra sıcak su içme
konusuna değil kalp krizi risklerine de değinmektedir.
Çinliler ve Japonlar yemeklerinden sonra soğuk su değil sıcak çay içerler.
Belki biz de yemekten sonra sıcak bir şeyler içme alışkanlığımızı onlardan edindik.
Eğer yemeklerden sonra soğuk şeyler içiyorsanız bu yazı size
hitap ediyor. Yemekten sonra soğuk bir şeyler içmek sizi rahatlatabilir.
Ancak tükettiğiniz soğuk su katılaşarak yağlı bir madde haline döner ve
yavaş bir şekilde sindirilir. Bu asitli tepkime bozularak bağırsakta katı
maddelerden daha hızlı bir şekilde emilir. Bir kısmı bağırsağa yapışır.
Kısa bir süre sonra tamamen yağ haline döner ve kansere yol açar.
Yemekten sonra sıcak su veya çorba içmek en iyisidir.
Kalp krizi hakkında önemli birkaç bilgi





- Kalp krizi belirtisi her zaman sol kolun uyuşması değildir. Çenedeki şiddetli ağrıların da
farkında olun. İlk göğüs ağrınız kalp krizi sırasında gerçekleşmez. (Daha önce mutlaka
göğüs ağrınız olmuştur) Mide bulantısı ve şiddetli terleme de önemli kalp
krizi belirtilerindendir. Kalp krizi geçiren insanların %60 ı uyurken ölür.
Göğüsteki ağrılar sizi uykudan uyandırabilir. Lütfen dikkatli olun ve olanların farkına varın.

 
Bir kardiyoloji uzmanı diyor ki; Eğer bu mesajı okuyan herkes arkadaşlarına
gönderirse bir hayat kurtarır. Bu nedenle bu mesajı tüm önemsediğiniz
arkadaşlarınıza gönderin.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

11/12/2009 · Kategori: cuma-niz-mubarek-olsun

Cumanız Mubarekolsun



Cum'a nız Mübarek Dua'larınız Kabul
Yaşantınız ALLAH Yolunda Ve Hayırlar İle Dolu Olsun
İNŞAALLAH....



Nisyanda Bırakmadın Beni,
İsyanda da Bırakma Rabbim !

Bağışla beni Rabbim, tevekkülden başkası gelmiyor elimden.
Başkası da yoktu ki elimde. Şimdi elimden gelenlerin hepsi Senin
'El'inde.
Göremedim, bağışla beni Rabbim. Göremedim, nice ananın karnında nice
karanlıklar içinden gün yüzüne çıkardığın bebelerin yüzünü. Unuttum, yüzümdeki tebessümü nice belirsizliklerden alıp da hayat verdiğini.
Bilemedim, yüreğimizi yokluğun dehlizlerinden aşırıp aşkın vadisine
eriştirdiğini. Göremedim, her sabah yerin sükûnetini odamda bir ekmek
gibi sımsıcak hazır ettiğini. Her akşam yastıkta unuttuğum bedenimi sabah
yanıma verdiğini göremedim. Beni her sabah ihya ettiğini, bedenimi her an yarattığını, varlığımı her an yokluktan geri getirdiğini göremedim.

http://www.caribbeanmuslims.com/content_images/1/Allah_globe_med.jpg
Göremedim
Rabbim bugünü ödünç verdiğini. Göremedim, bağışla beni...
Varlığa kör oldum, bağışla beni.Fakat, şimdi gördüklerim körlüğümü gösterdi bana. Geç kaldım görmekte
ama gördüm. Körlüğümü gördüm. Tebessümü beton yığınları arasında sönen
bebeler gördümse de, biliyorum Senin El'inde şimdi hepsi ve sonsuz tebessümler
verdin her birine. Sevinci soğuk topraklarda boğulmuş çocuklar gördümse de,biliyorum Senin Rahmetinin kucağında hepsi ve bitmez sevinçler bağışladın her birine. Ümitleri bir amansız sarsıntıyla yıkılan insanlar gördümsede, biliyorum Senin Şefkatinin ikliminde asude ve mutlu her biri..

Bağışla beni Rabbim, unuttum, nisyanda kaldım. Hatırlamadım verdiğini
ve var kıldığını.
http://img516.imageshack.us/img516/4788/m6lm7.jpg

Elimden alınca verdiğini ve yokluğa yuvarlayınca varlığımı hatırladım, ama geç hatırladım.Gördüm ama güç gördüm, acıyla gördüm. Varlıkta kör oldum, yoklukta gördüm. Bollukta unuttum, darlıkta
hatırladım. Affet beni Rabbim, bari, yoklukta Sana vardım. Hiç olmazsa, hiçlikte
Seni andım. Şimdi, bir tevekkül var elimde. Başka her şey düştü avucumdan,
varlığım yokluğa döküldü. Hatırladım, elimdekiler de, ellerim de Senin
Elinde. Şimdi, dua sığıyor sadece avuçlarıma. Sadece yakarış yakışıyor
yakama. Gözlerim müjdeni gözlüyor uzaktan. Gönlüm hiç bitmez tesellini
özlüyor.

Sen ki, unutmaktan alıkoydun, nisyandan kurtardın beni Rabbim. Şimdi
isyandan koru beni. İsyandan koru beni, isyandan koru beni, isyandan
koru beni Ailemi ve Ümmet-i Muhammed'i...

Ve affet zira, elimde duadan başkası yok.
Ve anladım ki, Senden başka sığınağım yok....

http://img442.imageshack.us/img442/1815/efaatjf7hc9vh0.jpg

Allah’ım ! Verdiğin rızka kani eyle beni, ayıplarımı ört, yaşattığın sürece afiyet ver bana, bağışla beni. Canımı aldığında acı bana, bana rahmeyle. Allah’ım! Bana mukadder kılmadığın şeyi elde etmek için beni yorma (uğraştırma beni); bana mukadder kıldığın şeye ulaşılmasını kolaylaştır.

Allah’ım! Benim için baba-anamı ve üzerimde hakkı olan herkesi en iyi mükafatınla mükafatlandır. Allah’ım, bütün vakit ve çabamı yarattığın gaye doğrultusunda sarf etmemi sağla, bana vereceğini üstlendiğin şeyi elde etmek için çaba sarf etmekle meşgul etme beni, mağfiret diliyorum senden, (öyleyse) beni cezalandırma, ben senden istiyorum (öyleyse) beni mahrum bırakma.

Allah'ım! Nefsimi bana küçük göster, kendi makamını benim nazarımda büyült; itaatini, senin rızanı kazandıracak şeyleri yapmayı ve seni gazaplandıracak şeylerden uzak durmayı ilham eyle bana; ey merhametlilerin en merhametlisi!.


Utanırım ya Rahman senin aşkın ile açan ve hoş kokular veren bir gül olamadım. Bir güneş olup doğamadım bir rüzgar olup esemedim

Bütün mahlukat sana itaat ederken aşk ile hu çeker aşk ile döner yunus misali...



Utanırım ya Rahman gaflet uykularımdan utanırım. Sabahlara kadar sana secde eden bir Ebubekir bir Ömer bir Osman olamadım. Onlar gibi Rasule aşık olamadım onunlayken bile hasret kalamadım...

Utanırım ya Rahman eshabı guzinin tövbesinden utanırım. Uzeyr olup harama baktım diye vuramadım kendimi dağlara ağlaya ağlaya AFFET YA RABBİ diyemedim

Utanırım Ya Rahman mümin din kardeşlerim zulm altındayken gidip Ali olamadım. Senin rızan için öldüremedim onları. Ömer gibi hanımını çocuklarını yetim öksüz bırakmak isteyen gelsin diyemedim...

Utanırım Ya Rahman korkamadım yatağa girip uyumaktan Seddad Bin Evs olamadım yataktan kalkıp sabaha kadar secde edemedim.

Ya Rahman ne güzel kulların var ben onlardan olamadım. Simdi ağlıyorum sessizce. Sanki oturduğum yerde ölümümü bekliyorum. Yok misali yasıyorum.. Her vasıtaya bindik fanide simdi sıra tabut denen cansız ata binmekte...

Şehadettir arzuhalım nasib edermisin Ya Rahman cennette cemalinle şereflendirirmisin bu acizi. RAHMETIMDEN GAZABIMDAN USTUNDUR buyurmuşsun. Rahmetinle muamele eyle bizlere biz aciz kullarınız. Öylesine bir ölüm nasip eyleki Azrail as geldiğinde hoş gelsin ve geldiğinde o görevini yerine getirmeden sen bizlerden Razı ol İNŞAALLAH...

http://www.edebiyatdefteri.com/resim/resimli_siir/buyuk/246306.jpg

Ne olur Allahim !
Günah islerken alma canimi.., Tevbe ederken al.., Veya bir hayir islerken,senin rizan için..

Allahim !
Inan zor,cok zor bu savas.., Seytan zeki,nefsim ahmak,ben yavas.. Oyle bir an geliyor ki ,
Deniz bitti,umut karaya vurdu diyorum.., Rahmetin yetisiyor imdada..,oluyor bana yoldas..
Ah bir kuvvetlendirebilsem imanimi..,
Nefs’imi istedigim galiba bir sokabilsem..
Yazikki imanla küfür atbasi gidiyor.. Bitiş çizgisine çok kalmadi biliyorum.. Ipi gögüsledigimde, Iman olsun o gösün içinde..

Ne olur Allahim !
Kafir olarak alma beni huzuruna.., Yak gerekirse su günahkar bedenimi..
Yillarca cehenneminde..,
Ama son nefeste imanla al canimi,ne olur Allahim !..

Merhamet et su günahkar kuluna, Canim feda kitabinin ,Habibinin yoluna..
Biliyorum günahkarim,isyankarim ben ama, Rahmetinin büyüklügü umudum,
Beni nefs’imin ve seytanin eline birakma Allahim !.

http://www.ebuzerr.com/anasayfa/cuma6.jpg

Müslüman unutma ..!!! Kardeşin zulüm altında islam düşmanlarını boykot etmeyi unutma ..!!!

Muslim forget ..!!! Brother under persecution
Remember to boycott the enemies of islam..!!!
IRAK - IRAQ
ırak bayrağı 4 resimleri
                      ÇEÇENİSTAN - CHECHNYA              FİLİSTİN - PALESTINE

http://www.ajanskafkas.com/uploads/Cecenya/bayrak.jpgfilistin bayrağı resimleri
DOĞU TÜRKİSTAN - EAST TURKESTAN

http://www.euroimaj.de/haber_images/DoguTurkistanGokBayrak_29042009.120415.jpg
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

8/12/2009 ·

TERZİNİN HİKAYESİ‏

Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.

Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.

Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.

Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.

Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......


Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.


Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...


CAN YÜCEL

Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.
Senin en iyi arkadaşın kim? Bunu bütün iyi arkadaşlarına gönder. Eğer ben onlardan biriysem bana da gönder. Eğer üçten fazla gelirse sen gerçekten sevilen birisin...

Sevgilerimle

Yorum (yok) Yorum yaz!

8/12/2009 · Kategori: hzmevlndan-ozlu-sozler

HZ.MEVLÂNÂ'DAN ÖZLÜ SÖZLER-SÖZLÜ ÖZLER..


MEVLANA'DAN ÖZLÜ SÖZLER
           

Sevgide güneş gibi ol.
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol.
Hataları örtmede gece gibi ol.
Tevazuda toprak gibi ol.
Öfkede ölü gibi ol.
Her ne olursan ol ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.
Şu dünyada yüzlerce ahmak etek dolusu altın verir de şeytandan dert satın alır. 
Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş.. 
Aşk altın değildir saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır.. 
Yeşillerden çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.. 

Nice insanlar gördüm üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok. 
Aşk davaya benzer cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.. 
Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç? 
 İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir. 
Dert insanı yokluğa götüren rahvan attır. 

Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır. 
Leş bize göre rezildir ama domuza 
köpeğe şekerdirhelvadır. 
Kuzgun bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç? 
Pisler pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır. 
Dikenden gül bitiren kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yüceltenkederi de sevinç haline sokabilir. 
Nasıl olur da deniz köpeğin ağzından pislenir nasıl olur da güneş üflemekle söner? 
Akıl padişahı kafesi kırdı mı kuşların her biri bir yöne uçar.  

Tövbe bineği şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir. 
O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın kabına bakarsan yolu yitirdin. 
Genişlik sabırdan doğar.
Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü inananlara bayram günüdüröküzlere ölüm günü.
Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.
Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının. 
Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok. 

Gürzü kendine vur. Benliğini varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler. 
Eşeğe katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu dinleyenin dinlemesinden anlamasından ileri gelir. 
Oruç tutmak güçtür çetindir ama 'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından bir derde uğratmasından daha iyidir.
Ayın geceye sabretmesi onu apaydın eder. Gülün dikene sabretmesi güle güzel bir koku verir. Arslanın sabredip pislik içinde beklemesi onu deve yavrusu ile doyurur. 
Zahidin kıblesi lütuf kerem sahibi 'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbasıdır. 
  ile olduktan sonra ölüm de ömür 
de hoştur..
Sarhoş cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı kendimde değildim"der. Kendinde olmayışkendiliğinden gelmedi sanaonu sen çağırdın.
İnsan gözdür görüştür gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa değeri o kadardır. 
Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen başı  
kırılmaz. Toprakla suyla baş yarmak istiyorsan toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
Yoldaki bir tepecik seni bunaltmışoysa önünde yüzlerce dağ var. 
Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin 
sana içinde inci vardır.
Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine  
koymamakbaşka yere koymak.
Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü. 
Şu deredeki sukaç kere değiştiyıldızların akisleri hep yerinde.
Yol kesenler olmadıkça lanetlenmiş şeytan bulunmadıkçasabırlılar gerçek erleryoksulları doyuranlar nasıl beliriranlaşılır? 
Oyun görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır. 
Anlayışedep şehirlilerdedir.
· Ziyafetgarip konaklamak da köylülerde. 
Resimler ister haberleri olsunister olmasınhepsi de ressamın elindediro elden çıkar.
Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürkerkaçar. 
Mal sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmakmalı yitmekten korur.
Çalınmış kumaşdevamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür. 
Ağlayışınferyat edişin bir sesisureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.
Her korkuda binlerce eminlik vardırgöz karasında onca aydınlık 
mevcut.
Verdiğini geri alan kişi ***** gibi kusmuğunu yemiş olur. 
Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzınışarabı verene aç.

Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündürkarşılığını bulma günüdür. 
Bilgi sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır. 
Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler? 
Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
Meyve ekşi bile olsa olmadıkça ona ham derler.
Çayırlıktan çimenlikten esip gelen yel külhandan gelen yelden ayırt edilir. 
Dünya malı bedene tapanlara helaldir.
Gerçek kokusuyla ahmağı kandıran yalan sözün kokusu miskle sarımsak 
kokusu gibi söz söyleyenin soluğundan anlaşılır. 
Her dil gönlün perdesidir. Perde 
kımıldadı mı sırlara ulaşılır.
Ahlaksızların bağırışıyla yürekli yiğitlerin naraları tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır. 
Kötü nefis yırtıcı kuştur.

Hırsın yemdir cehennemse tuzak. 
Doğan avdan av getirir fakat kendi
  kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle çil kuşuyla besler.
Dil tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.
Yemekle dolu karın şeytanın pazarıdır. 
Sözle anlatılan şey yalan bile olsa kokusu gerçek olduğunu da haber verir yalan olduğunu da.

Canım bedenimde oldukça kulum köleyim seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse o kişiden de bezmişim ben o sözden de.
Sevgiden tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden dertler şifa bulur. Sevgiden ölüler dirilir. Sevgiden padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.
Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama gönlünün beli 
kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık yaşamak fayda vermez.
Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını dikeryamarız biz.
Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı dünyada su da olmazdı ateş de.
İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı göstermemek kusuru uğursuz nefsin parmağına ait işte.
İnsan gözden ibarettir aslında geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.
A kardeş keskin kılıcın üzerine atılmadasın tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.
Dün geçti gitti. Dün gibi dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.
Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan bir saman çöpüne değmezsin.
O dağa bir kuş kondu sonra da uçup gitti. Bak da gör o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme. 
Altın ne oluyor can ne oluyor inci mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.
Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor gama binlerce defa aferin. 
Nefsin üzüm ve hurma gibi tatlı
 şeylerin sarhoşu oldukça ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.   

İnanmışsan tatlı bir hale gelmişsen ölüm de inanmıştır tatlılaşmıştır.
Kafirsen acılaşmışsan ölüm de kafirleşir acılaşır sana.
Doğruluk Musa'nın asası gibidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8/12/2009 · Kategori: hadis-i-serif

3 Hadis-i Şerif »¦... Af Ve Mağfiret ...¦»‏

█▓▒░░ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ ░░▒▓█

»¦... Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla ...¦»
 
وعن جندبَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: قَالَ رَجُلٌ وَاللّهِ َ يَغْفِرُ اللّهُ لِفَُنٍ. وَإنَّ اللّهَ تَعالى قَالَ: مَنْ ذَا الَّذِي يَتَألَّى عَليَّ أنْ َ أغْفِرُ لِفَُنٍ. فَإنِّي قَدْ غَفَرْتُ لَهُ وَأحْبَطْتُ عَمَلَكَ[. أخرجه مسلم.و»التَّألِّي« الحلف واليمينو»إحباطُ العَمَلِ« إبْطَاله وترك الجزاء عليه .



1. (4145)- Cündeb (Radıyallahu Anh) anlatıyor: "Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: "Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!" diye kesip attı. Allah Teâlâ Hazretleri de: "Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!" buyurdu."
 
[Müslim, Birr 137, (2621).][13]

 

وَعَنْ أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسولُ اللّهِ #: كَانَ فى بَنِي إسْرَائِيلَ رَجَُنٍ مُتَوَاخِيَانِ أحَدُهُمَا مُذْنِبٌ وَاŒخَرُ

فِي الْعِبَادَةِ مُجْتَهِدٌ. فَكَانَ الْمُجْتَهِدُ َ يَزَالُ يَلْقى اŒخَرَ عَلى ذَنْبٍ. فَيَقُولُ: أقْصِرْ. فَوَجَدَهُ يَوْماً عَلى ذَنْبٍ. فقَالَ: أقْصِرْ. فقَالَ: خَلِّنِي وَرَبِّي، أبُعِثْتَ عَليَّ رَقِيباً؟ فقَالَ لَهُ: وَاللّهِ َ يَغْفِرُ اللّهُ لَكَ، أوْ قَالَ َ يُدْخِلُكَ الْجَنَّةَ. فقَبَض اللّهُ أرْوَاحَهُمَا فَاجْتَمَعَا عِنْدَ رَبَّ الْعَالَمِينَ. فقَالَ الرَّبُّ تَعالى لِلْمُجْتَهِدِ: أكُنْتَ عَلى مَا فِى يَدَيَّ قَادِراً؟ وَقََالَ لِلْمُذْنِبِ: اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ بِرَحْمَتِي، وقَالَ لِŒخَرِ: اذْهَبُوا بِهِ إلى النَّارِ قَالَ أبُو هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: تَكَلّم واللّهِ بِكَلِمَةٍ أوْ بَقَتْ دُنْيَاهُ وَآخِرَتَهُ[. أخرجه أبو داود.ومعنى »أوْبقت« أهلكت .



2. (4146)- Hz. Ebu Hüreyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: "Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: "Benî İsrail´de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkârdı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Âbid olan diğerine günah işerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi. Öbürü:

"Beni Allah´la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü: "Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisininde ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabbülâlemînin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâlâ Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kâdir misin?" dedi. Günahkâra da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün!" emretti."

Ebu Hüreyre (Radıyallahu Anh) der ki: "(Adamcağız Allah´ın gadabına dokunan münâsebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, âhiretini de heba etti."
 
[Ebu Dâvud, Edeb 51, (4901).][15]


وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: كَانَ رَجُلٌ يُسْرِفُ عَلى نَفْسِهِ فَلمَّا حَضَرَهُ الْمَوْتُ قَالَ لِبَنِيهِ: إذَا أنَا مِتُّ فَأحْرِقُونِي ثُمَّ اسْتَحْقُونِي ثُمَّ ذَرُّونِي فِي الرِّيحِ. فَوَاللّهِ لَئِنْ قَدَرَ عَليَّ رَبِّي لَيُعَذِّبَنِي عَذَاباً مَا عَذَّبَهُ أحَداً. فَلَمَّا مَاتَ فُعِلَ بِهِ ذلِكَ. فَأمَرَ اللّهُ ا‘رْضَ فَقَالَ: اجْمَعِي مَا فِىكِ مِنْهُ. فَفَعَلَتْ: فَإذَا هُوَ قَائِمٌ. فَقَالَ: مَا حَمَلَكَ عَلى مَا فَعَلْتَ؟ فَقَالَ: مَخَافَتُكَ يَا رَبِّ. فَغَفَرَ لَهُ بِذلِكَ[. أخرجه الثثة والنسائي.



7. (4147)- Yine Ebu Hüreyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: "Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: "Bir adam vardı, (günah işleyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri idi. Ölüm gelip çatınca oğullarına dedi ki: "Ben ölünce, cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgarın önünde saçın, Allah´a yemin olsun, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir!"

Ölünce, bu söylediği ona yapıldı. Allah da arz´a emrederek:

"Sende ondan ne varsa bana toplayıver!" dedi. Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu. "Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın?" diye Rabb Teâlâ sordu.

"Senden korktuğum için ey Rabbim!" cevabını verdi. Allah Teâlâ hazretleri bu cevap üzerine onu affetti."
 
[Buhârî, Tevhid 35, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 25, (2756); Muvatta, Cenâiz 51, (1, 240); Nesâî, Cenâiz 117, (4, 113).][17]
...:  
 
 
 
Kaynaklar..: Kutubu Sitte
 

[1] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/538.
[2] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/539.
[3] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/541.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

28/11/2009 · Kategori: guzel-resimler

Güzel Resimler

HAYAT

 

 

GOLGEYE YANSIYAN SEVGI

 

 

FAKIRHANEDE BASBASA

 

 

EMRE

 

 

HOSGELDIN IDIL BEBEK

 

 

BANA DA! BANA DA! HANI BANA?

 

 

KUCUK HANIM

 

 

SUTANNE

 

  

COCUKCA

 

 

FOTOGRAFCININ TEKI

 

 

BIR PENCERE

 

 

 

KUS HORTUMU

 

 

KUCUK VEDALAR

 

 

 

AGUSTOS YORGUNU

 

 

BUYULU CALISMA

 

 

 

BUYUK BALIK

 

 

 

 

KELLE

 

 

SIKILAN PATLIYOR

 

 

LOVE IS...

 

 

 

UZUN ZAMAN OLDU, KIMSE KAPISINI CALMADI

 

 

 

 

GUNBATIMI HUZMELERI

 

 

 

 

 

UFKA DOGRU

 

  

 

SIYASET SAC DOKER

 

 

O AN

 

 

 

 

 

BIR ZAMANLAR

 

 

HALIC'TE SABAH

 

 

TUZ MADENINDE KALAN ADAM

 

 

 

SIRADISI

 

BABA - OGUL

 

 

KITAPLAR OKUMAK ICINDIR

 

 

 

GOL AKSAMLARI

 

 

 

MEZAR

 

 

 

BALIK TOPU

 

 

VOSVOS

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

28/11/2009 · Kategori: kalem-suresi-1-16

kalem suresi 1-16‏


cid:image002.jpg@01CA5D29.6A618A20
1- Nun. Kaleme ve onunla yazdıranlara And olsun.

Nûn harfinin, birçok sûrenin önünde bulunan mukatta'a harflerinden olduğu kabul edilirse deriz ki; bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bize göre en İsabetli ve tercih edil­mesi gerekli olanı, bu harflerin tenbih/dikkat çekme ve daha sonra söylenilecek olan sözlere/mesaja kulak verilmesi ve zihinleri hazırlamak (motivasyon) için geldiğidir.

Bu sûrelerde mukatta'a harflerini yemin ifadelerinin takip etmesi, belirtilen tercih ve görüşü kuvvetlendirmektedir. Mukatta'a harflerinin bazı sırları gizlediği türünden söy­lenilenlere gelirsek; bu konuda Peygamber ve ashabına ulaşan sağlam bir rivayetin mevcut olmadığı bir tarafa; Peygamber (s)'in görevinin tabiatı ve onun asaletinin ev­renselliğine sığacak bir durum değildir. Bu gibi durumlarda zan ve tahmin ile konuşmak doğru olmaz.Onun arkasından kaleme ve onunla yazılan yazıya yemin ediliyor.Yemin bir tür şahitliktir.Allah kaleme ve yazılanlara şahidlik ettiğine göre bununla gerçekleşen şey çok önemli olduğunun bildirgesidir.Kalem ve yazı eğitimde önemli bir araç olduğu gerçeğini alak suresinde anlamıştık.Şimdi bunu verdiği tesir üzerinde duralım.Kalem doğru kullanıldığı vakit yani hakkın rızasını kazanma amaçlı kullanılırsa ki öyle olmalıdır,islami düşüncesinin özellikleri yapısı,metodu anlatılması yada bu yazı sayesinde insanlar eğitimine devam etmesinde en büyük araç haline geliyor.O gün mektupla bir yerlere islama davet yapılırken günümüzde internet aracılığıyla paylaşımlarla bir hedef haline getiriliyor.Burda amaç her dönemde  olduğu gibi hakkı ve sabrı tavsiye olmalıdır.İnsanlara uzun zamandır anlatılmayan fıkıhta ve islam ilmihallerinde yer verilmeyen nebevi hareket metodu açıklanmalıdır.Yazı sayesinde çok iyi bir yere gelindi bir çok muefekkirler islam gerçeğini anlattı,seyyid kutub hapiste kalemi eline aldı çok eser oluşturdu,mevdudi şirkin tehlikelerine dikkat çekti kuran ışığında ve bu kalemin gücü dünyada uyanış hareketini başlattı ve devam edicek inş.Kimisi sıralarını savdı kimiside bu yolda sıralarını bekliyor bir çok mumin üzerine düşeni yaptığı sürece daha zirveye çıkılacak Allahın izni ile.Ancak tam istenilen noktaya gelinmedi çünkü bir çok terör örgütleri olsun yada parti,dernek gibi kuruluşlar bu iyi insanlar üzerinden prim yapmaya bir nevi nemalanmayı amaçladılar.Nebevi hareket metodu bütün ihtilafları sona erdireceği gerçeğini kavrayamadılar yada kavranılması istenmedi müslümanların bu metoda ağırlık vermesi kaçınılmaz bir olgudur.

2- Sen, Rabbinin nimetiyle cinlenmiş değilsin.

3- Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.

4- Ve sen yüce bir ahlaka sahipsin.

5- Sen de göreceksin, onlar da görecekler.

6- Hanginizin sınandığın:.

7-Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığına ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir.

Bu ayetler alak suresinin ikinci bölümü gibi 1 ile 5 yıl arasında nazil olduğuna dair sağlam rivayetler vardır.

İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den rivayetine göre müşriklerin Hz. Peygam­ber hakkında "O önce delidir, sonra da şeytandır." demeleri üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur.Peygamber Efendimizin soydaşlarının arasında geçirdiği peygamberliğinin ilk yıllarını inceleyenler, soydaşlarının ona yönelttikleri "o bir delidir" suçlamaları karşısında şaşkına dönerler. Oysa, aklı üstünlüğünü dile getiren bizzat kendileridir. Nitekim, Peygamberlik görevlendirilmesinden yıllar önce Kâbe'deki Haceru'l Esved'in (Kara taşın) yerine konulması hususunda aralarında baş gösteren görüş ayrılıklarında O'nun hakemliğini kabul etmişlerdi. O'na güvenilir kişi anlamına gelen "el-Emin" lakabını takan kendileridir. Kendisine düşman olduklarını sert tavırlarla ortaya koyduktan sonra bile O'nun Medine'ye hicret ettiği güne kadar kıymetli eşyalarını, paralarını ona emanet etmeye devam ediyorlardı. Nitekim, Hz. Ali'nin Peygamber Efendimizin yanındaki emanetleri sahiplerine geri vermek amacıyla, Hz. Peygamberden sonra birkaç gün Mekke'de kaldığı kesinlik kazanmıştır. Ama aynı sırada adı geçen adamlar, O'na karşı bu kadar sert bir tavır içindeydiler, amansız düşmanlarıydılar. Yine onlar, Peygamber Efendimizin peygamberlikle görevlendirilmeden önce bir kez olsun yalan söylediğine tanık olmamışlardı. Bizans imparatoru Heraklius Peygamberimizle ilgili olarak Ebu Sufyan'a şöyle sormuştu: "Peygamber olmadan önce onu yalancılıkla suçladığınız olmuş muydu?" Ebu Süfyan -Müslüman olmadığı zamanlar onun baş düşmanıydı- "Hayır" demişti. Bunun üzerine Heraklıus: "insanlara yalan söylemeyen birinin Allah adına yalan söylemesi mümkün değildir" demişti.

 

Arab müşrikleri günümüzde olduğu gibi cinlerin çarpacağı gibi yanlış itikadlere saplanmıştır.Bu sebebden dolayı peygamberimize cin çarptığını söylemişlerdir.Mekke'de bulunan her akıl sahibi insan Peygamber (s.a) gibi yüksek ahlak sahibi bir kimseye mecnun demenin ne kadar hayasızlık olduğunu düşünmek zorunda kalacaktır. Bu beyhude ithamlar en sonunda Peygamber'e (s.a) değil bilakis kendilerine zarar verecektir. Muhalefetlerinin şiddetinden muhakemelerini kaybederek Hz. Muhammed (s.a) gibi bir insanı öyle şeyle itham ediyorlardı ki bunu hiç bir akıl sahibi düşünemezdi bile. Enterasandır, bu gün de kendini araştırmacı ve ilim adamı sanan bazı kimseler Peygamber (s.a) için saralı ve cinli ithamında bulunmaktalar. Kur'an-ı Kerim dünyada her yerde kolayca elde edilebilir. Öte yandan Rasulüllah'ın sireti, hayatı da en ince ayrıntısına kadar yazılı olarak her yerde mevcuttur. Herkes inceleyebilir. Kur'an gibi emsali olmayan bir kitabı getiren ve yüksek ahlaka sahip olan Hz. Muhammed'i akıl hastalığı ile itham eden kişi ancak O'na muhalefetinin şiddetinden yapar bunu. Aklını ve muhakeme gücünü kaybetmiş bir insan O'na karşı bu tür iddialarda bulunabilir.

Allah Rasulü'nün ahlakını en güzel şekilde Hz. Aişe'nin şu sözü tarif etmektedir. "Onun ahlakı Kur'an idi" Ahmed, Müslim, Ebu Davud, Nesei, İbn Mace, Darimî ve İbn Cerir lafzen çok az farklılıklarla bunu rivayet etmekteler. Bunun anlamı şudur: Rasulullah (s.a) yalnızca Kur'anî talimatları insanlığa tebliğ etmekle kalmamış, o talimatları kendi zatında da tatbik ederek buna örnek olmuştur. Eğer Kur'an bir şeyin yapılması için emir vermişse onu ilk önce kendi nefsinde uygulamış ve eğer bir şeyden menetmişse gene en fazla kendisi o şeyden sakınmıştır. Kur'an'ın fazilet olarak saydığı sıfatlarla muttasıf, kötü saydığı sıfatlardan da kendini uzak tutan idi. Başka bir rivayette gene, Hz. Aişe şöyle anlatıyor: "O hiçbir zaman kendi hizmetinde bulunan birisini dövmemiş, hiçbir zaman bir kadına el kaldırmamıştır. Allah için cihaddan başka hiçbir yerde hiçbir zaman kimseye eliyle dahi vurmamıştır. Kendisi için kimseden intikam almamıştır. Fakat eğer bir kimse Allah'ın koymuş olduğu hudutları aşmışsa o zaman sadece Allah'ın rızası için ondan intikam almıştır. İki yoldan kolay olanı seçmek onun sünnetiydi. Ne var ki, kolay olan günah ise müstesna, o zaman ondan en uzak kalan O olurdu." (Müsned-i Ahmed) Hz. Enes (r.a) diyor ki: "Ben Allah Rasulü'nün on sene kadar hizmetinde bulundum. Hiçbir zaman öf dememiş, hiçbir zaman bana bunu niye yaptın, bunu niye yapmadın dememiştir." (Buhari ve Müslim).

Daha öncede resulullah a.s. kabede namaz kılarken üstüne deve işkembesi dökmeye çalışan ebu cehle  bunu neden yaptın demediğini hakkı ve sabrı tavisiyeye devam ettiğini anlatmıştık.Bu fiiller karşısında karşımızdakine kızmak yada küsmek zor bir eylemdir.Resulullah a.s. bunu başarmış Allahın istediği doğrultuda hareket etmiş ve sen büyük bir ahlak üzresin ayetiyle övgüsüne mazhar olmuştur.

Bu övgüye mazhar olan bir peygamberin yolundan gitmek bizim Allaha karşı oln görevimizdir.Kendimizin bütün kirliliklerinden arındırıp islama yönelmemiz nebevi çizgiyi takip etmeye zorunluyuz.Siyet kitapları resulullahın ahlakı hakkında yazılarla doludur.Eğitimin hemen ardından resulullah a.s.ahlakından sözediliyor bu ikisi ayrılmaz bir parçalardandır.Ne ahlaksız bir eğitim nede kuransız bir ahlak Allah katında makbul bir davranış değildir.Bizler ne kadar yanımızda çalışanlara öf diyemiyoruz bizler ne kadar kuran ahlakımızda değişikler oluşturuyor,resulullah a.s. ahlakını ve davranışlarını dikkate alarak yaşamadıkça Allaha karşı hesab vermemiz zorlaşır.Bu yolda kim olursa olsun insanları rencide etmek yok ,davet sürecinde kızmak yok,küsmek yok,aksi davranışlar resulullahın ahlakına ulaşmaya en büyün engellerden biridir.

 

5- Sen de göreceksin, onlar da görecekler.

6- Hanginizin sınandığın:.

7-Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığına ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir.

 Genel olarak bakıldığı zaman herkes bir sınav vermektedir.Hayat ve ölüm arasında bu sürecte sınavımızı tamamlıyoruz ,Hangimiz daha güzel iş işlediğini bu sürecte gorulecektir.Başta Allah şahid olacak sonrada kendi yaptığımıza şahid olacağız.İslam ilk yıllarında bir süreç yaşandı hakkın cahiliyye karşı mücadele süreci, zamanla herşey anlaşıldı,müminler bu aşamaları sırasıyla takip ederek yaşadı, cahiliyye ise çürük temeller üzerine kurulduğundan ve basit ve adi şeyler için savaş verdiğinden yok oluşuna şahid oldu ve Allahın vaadi gerçekleşti.Ve onlar büyük bir imtihan verdi.Bütün bunlar olmadan bu ayetlerle resulullah a.s a bu müjdeyi verdiKimin aklı başında olduğu,kimin akledemediği yada delice davrananlar açığa çıkmış oldu.Günümüzde ise hayat ve ölüm arasındaki bu sürecte bizlerde iyi iş işliyormuyuz yoksa tersinemi gidiyoruz bunu anlamak ve kendimize şahidlik yaparak bu zamanı dolduracağız yani imtihan surecindeyiz karşımıza iki yüzlüler çıkacak,eziyetlere maruz kalacağız,iftira atılacak,insanlar birlikten bahsederken munakaşayı terketmiyecek,kimiside nebevi hareket metoduna uygun hareket edecek ki doğrusuda budur benim bu konuda tek temennim Allah bize nasıl kul olun diyorsa öyle kul olmamızdır,yapma dediğini yapmayacağız,emrettiğini uygulayacağız inş.Her şey kuran ve sahih sünnet çerçevesinde gelişecek.Burda yine hem destekleme hemde müjde ile karşılaşıyoruz.Bu müjde islamın zaferi kafir toplumun mağlubiyeti müjdesidir.

İnsanlar istediği kadar şu falanca doğru yoldadır yada sapıktır derse dersin burda doğruyu bilen ulu Allahtır.Kimin saptığını kimin doğruda olduğunu sadece o bilir.O falanca falanca sayıp  tek tek  tekfir etmeyip fiilerden bahsederek şu fiilleri işleyen saptığını,şu fiileri işleyenlerinde kurtulacağını beyan etmiştir.Bunu müminler arasındada bir metot haline getirmiş Resulullah bu metodu izlemiş müminlerde aynı çizgiyi takip etmiştir.Burada takip edilecek husus budur.Yoksa islam davası hak olma özelliğini yitirecek sen ben davasına dönüşecek istediğimiz kadar hakkın yolunda yürüdüğümüzü iddia etsekte ,sapmış olanların doğru yolda oldukları iddialarına benziyecektir.

 

"Öyleyse yalanlayanlara itaat etme. Onlar istediler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar."

Müşriklerin hiç bir alternatifleri kalmayınca düşüncelerindeki basitliklerinden dolayı pazarlıklara girişimleri anlatılmış.Onlar tıpkı ticarette olduğu gibi pazarlık yapmaya, ortak bir nokta etrafında uzlaşmaya çalışıyorlar. Oysa inanç ile ticaret arasında büyük fark vardır. İnanç sahibi bir kimse inancının hiç bir prensibinden vazgeçmez. Onun gözünde büyük küçük bütün ilkeler aynı öneme sahiptir. Daha doğrusu inanç sisteminde büyük küçük diye bir ayırım olmaz. İnanç sistemi, her bir parçası birbirini bütünleyen bölünmez bir gerçektir. İnanç sistemine bağlı birisi, bir prensibe uyarken, bir diğerinden asla vazgeçemez.İslam ile cahiliyenin yolun ortasında, daha doğrusu herhangi bir yolda buluşmaları mümkün değildir. Bu durum İslam ile her zaman ve her çağdaki cahiliye sistemleri arasında her zaman geçerli olan bir kuraldır. Bu kural dünkü cahiliye için olduğu gibi, bu günkü cahiliye içinde, yarınki cahiliye için de geçerlidir. İslam ile cahiliye arasındaki uçurum aşılmaz niteliktedir. İkisini bir noktada buluşturmak için bu uçurumun üzerine bir köprü kurmak imkansızdır. Bir şeyi paylaşmaları, iletişim kurmaları mümkün değildir. Aralarında sürekli bir çatışma vardır ve sonuçta uyuşmaları söz konusu değildir.Çünkü biri tevhid biri şirk temeli üzerine kuruludur.Şirk ,şirk anlayışından vazgeçmeyip islam ile uzlaşmaya kalktığı an ,müslümanlarda bunu kabul ettiği an şirkin galibiyeti kaçınılmazdır.Çünkü şirk öyle bir olgudurki uzlaştığı düşünceye bulaşır.Müminlerde bunu kabul etmiş olur tevhide halel gelir tevhid buna müsait değildir.Zerre kadar şirk bulaşırsa tevhid ortadan kalkmış olur.Günümüzde kurumların bu hale geldiğini görmekteyiz.

Hz. Peygamber dininde kararlıydı, dininin ilkelerini pazarlık konusu yapmaz, taviz vermez bir tutum içindeydi. Ama dinle ilgili olmayan öteki konularda insanların en yumuşak huylusuydu. İnsanlar arası ilişkilerde en güzel davrananıydı. Akrabalarına en çok iyilikte bulunan, kolaylığı ve kolaylaştırmayı en çok isteyen bir insandı. Fakat din, dindi. O, bu konuda Rabbinin şu direktifine uymak zorundaydı: "Öyleyse yalanlayanlara itaat etme."

Günümüzde hiçbir islami olmayan  şartlara boyun eğmemeliyiz.İslam dini ve iman konusu ticaret yapılarak feda edilemez.Ancak resulullahın hangi şartlarda neyi uyguladığı konusuda gözardı edilmemelidir.Sıra şaşmamalıdır.Sırayı atlayan imanın bazı hususiyetlerini atlamış olurki eksik bir imanla yol almış oluruz.Bugüne kadar islam toplumları bunu gözardı ettiği için felaketlerini hazırladılar.Düzgün bir iman şekillenmedi.

10-Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık.

11- Herkesi kınayan, söz götürüp getiren.

12- Hayra engel olan, saldırgan, günahkar.

13- Kaba, sonra da soysuz, alçak.

14- Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış)

15- Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" dedi.

16- Biz yakında onun burnuna damga vuracağız

Evet,burda bir tür sivil itaatsızlık hareketi kapsamlı olarak başlamış oluyor.İlk önce namaz konusuna değinerek engellemeler karşısında  itaatsızlık süreci başlatılmıştı çünkü ilk anda bir müslümanın bu konuda sorun yaşayacağını bilen ulu Allah bu konudaki muminin tavrını belirlemiştir.Müminin ilk anda dikkatleri çekeceği husus namazdır.Gözle görünebilecek ibadet namazdır ve müslümanın feragat edemiceği bir ibadettir.Şimdide itaatsızlık boyutu genişliyor.Davet süresince bir çok engellerle ve değişik tavırlarla karşılaşacak müslümanlar bu itaatsızlığı gerçekleştirmek zorundadırlar.Yemin eden aşşağılık insan tipi, cahiliyyenin bir değişik profilidir doğruyu eğri gösterebilmek yanlışını ise doğru gösterebilmek için yemin eder yemini araç yani vasıta kılar.Davetin önüne engeller koymak için yapar bunu.Çok yemin etmektedir. İnsanların kendisini yalanlayacaklarının, kendisine güvenmeyeceklerinin farkında olan yalancı insanlardan başkası sık sık yemine başvurmaz. Böylece bir insan yalanını gizlemek, insanların güvenini kazanmak için yemin eder.Bu kadar ince bir konuki,bu tip insanlara itaatsızlık emretmiş.Şeytanın en büyük özelliklerinden biri yalan söylemektir. Zaten başka türlü kimseyi kandıramazdı. Adem ve eşine söylediği Kuran-ı Kerimde şöyle haber verilmektedir:

Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.

Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti. (Araf, 7:21-24)

Şeytan bu ilk yalandan bu yana insanları hep kandırmaya çalışmıştır.

Bu durum şeytani bir özellik olduğunu mumin bilmelidir

Bu durumda insan, yaptığı işin doğruluğunu veya yanlışlığını dinin ölçülerine vurarak değerlendirmeli ve iyice araştırıp soruşturduktan sonra yapmalıdır.

11- Herkesi kınayan, söz götürüp getiren.

İnsanlar arasında söz götürüp getirir: İnsanlar arasında kalplerini bozacak, ilişkilerini koparacak, sevgilerini giderecek sözler götürüp getirir. Bu sıfat iğrenç olduğu kadar, aşağılıktır da. Kendine saygı duyan ve başka insanlar nezdinde saygı görmek isteyen bir insan böyle bir huyla nitelenmek istemez. Çünkü, koğucu, laf götürüp getiren, birbirini seven insanların arasını bozmaya çalışan kişilerin sözlerine kulak verenler bile aslında bu tür insanlara saygı göstermezler, onları sevmezler.

Peygamber Efendimiz herhangi bir arkadaşına yönelik iyi duygularını değiştirecek nitelikte sözlerin kendisine aktarılmasını yasaklamıştı. Şöyle diyordu Peygamber efendimiz: "Hiç kimse arkadaşlarından biri hakkında bana herhangi bir şey ulaştırmasın. Çünkü ben karşınıza iyi duygularla dolu rahat bir kalp ile çıkmak isterim:'"(Ebu Davut ve Tirmizi İbn-i Mesut`tan rivayet edilmiştir)

İmam Ahmed Hz. Huzeyfe'den şöyle rivayet eder: Peygamber Efendimizin şöyle dediğini duydum: "İnsanlar arasında söz götürüp getiren cennete giremez:' (İbn-i Mace'nin dışında bir grup sahabe tarafından rivayet edilmiştir.)

Yine İmam Ahmed -kendi ravi zinciri ile- Yezid B. Seken'den şöyle rivayet eder:  "En kötünüzün kim olduğunu haber vereyim mi? Söz götürüp getirerek birbirini sevenlerin arasını bozan, suçsuz insanlara haksızlık edenlerdir."

İslam dininin bu iğrenç, bu aşağılık huyu bu denli sıkı tutarak yasaklaması kaçınılmazdı. Çünkü bu aşağılık davranış kalbi bozduğu gibi arkadaşlıkları da bozar. Toplumsal ilişkileri bozmadan önce bizzat söz götürüp getiren kişiyi alçaltır. Toplumun düzenini, güvenliğini kemirmeden önce O'nun kalbini kemirir, ahlâkını bozar. Bu çirkin davranış yüzünden insanların birbirlerine güvenleri kalmaz. Çoğu zaman suçsuz insanları günaha bulaştırır.

12- Hayra engel olan, saldırgan, günahkar.

 

İyiliğin amansız düşmanıdır, her zaman iyiliğin karşısına dikilir: Hem kendisinin hem de başkasının iyiliğine engel olur. Bir kere, her türlü iyiliğin toplamı sayılan imanı engeller. Bu adamın çocuklarına ve akrabalarına, Peygamberimize eğilim gösterdiklerini sezdiği her seferinde "Sizden biriniz Muhammed'in dinine uyacak olursa, benden hiçbir fayda görmez olur" müşriklerin dedikleri bilinmektedir. Bu tehditle onların Müslüman olmalarına engel olurlardı. Bu yüzden Kur'an-ı Kerim onu sözleri ve davranışları ile "iyiliğin karşısına dikilen" biri olarak tescil etmiştir.

Saldırgandır: Hak, adalet nedir gözetmez, çiğner geçer. Ayrıca o, Peygamber Efendimize, Müslümanlara, ailesine ve doğru yolu bulmalarına engel olduğu, dini benimsemelerini önlediği aşiretine de saldırır, haksızlık eder. Saldırganlık, aşırılık, Kur'an-ı Kerim de ve Peygamber efendimizin sözlerinde üzerinde önemle durulan çirkin huylardan biridir. İslam saldırganlığın, aşırılığın her çeşidini yasaklamıştır. Hatta yeme-içmede bile buna dikkat edilmesini öğütlemiştir.

"Size sunduğumuz temiz rızklardan yiyiniz. Yiyeceklere ilişkin sınırlarımızı çiğnemeyiniz." (Taha suresi 81) Çünkü adalet ve dengelilik İslam'ın temel karakteridir.

Sürekli günah işler: "Günahkar" sıfatını kalıcı bir sıfat olacak kadar günah işler. Burada işlediği günahın türü belirtilmiyor. Çünkü bu ifade ile güdülen amaç sıfatın kalıcılığını vurgulamak, ruhun değişmez bir karakteri olduğunu belirtmektir.

Bu adam bütün bunların yanı sıra "kaba"dır. Bu söz, vurgusu ile, oluşturduğu hava birçok sıfatı, karakteristik özelliği anlatıyor. Bunun yerine birçok söz ve sıfat kullanılsa bile aynı anlam verilemezdi. Bu kelimenin, aşırı derecede kaba, çok yiyip içen obur, aç gözlü anlamına geldiği söylenmektedir. Bu adam kaba karakterli, iğrenç huylu ve insanlar arası ilişkilerde çirkin tutumludur.

Ebu Derda'nın -Allah ondan razı olsun- şöyle dediği rivayet edilir: "Kaba", büyük karınlı, kötü ahlâklı,ç ok yiyip içen obur, çok mal toplayan, ama başkalarına vermeyen kimse demektir:' Ne var ki "Kaba" kelimesi bütün bunları kapsayan, bununla beraber bu karaktere sahip kişinin iğrençliğini her yönüyle tasvir eden geniş bir kavram olarak zihinlerde yer ediyor.

13- Kaba, sonra da soysuz, alçak.

14- Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış)

15- Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" dedi.

16- Biz yakında onun burnuna damga vuracağız

 

Ayrıca bu adam, soysuzdur, alçaktır: İşte İslam düşmanlarından birinin kişiliğinde toplanan çirkin, iğrenç sıfatların sonuncusu budur. Zaten, bu tür iğrenç karakterlere sahip insanlardan başkası İslama düşman olmaz, düşmanlığında ısrar etmez. "Zenim" kelimesinin anlamlarından biri, "aralarında soy birliği olmadığı halde bir kavme bağlanan veya a kavmin içinde soyu belirsiz olan kimse"dir. Bu kelimenin anlamlarından biri de "insanlar arasında iğrençliği ile, pisliği ile, aşırı derecede kötülüğü ile ün salmış kimsedir. Bu kelimenin ifade ettiği ikinci anlam Velid B. Muğire'nin durumuna daha uygundur. Bununla beraber kelimenin söylenişi, kavmi arasında kibirlenip böbürlenen bu adamı aşağılık sıfatı ile damgalamaktadır.

Sonra surenin akışı bu kişisel sıfatlar üzerine, O'nun Allah'ın ayetleri karşısındaki tutumunu belirterek bir değerlendirme yapıyor. Bunun yanı sıra yüce Allah'ın mal ve evlad bahşettiği bu adamın böyle bir tutum sergilemesi ayıplanıyor:

"Mal ve oğullar sahibi olmuş diye, kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman `eskilerin masalları' dedi."

Bir insanın yüce Allah'ın kendisine bahşettiği mal ve evlad nimetlerine karşılık, Allah'ın ayetlerini ve peygamberini alaya alması ne çirkin bir davranıştır. Bu bile tek başına biraz önce anlatılan çirkin sıfatlara denk bir tutumdur.Eskilerin masalları sözü günümüzde bana çıkar savaşı verenlerin müslümanlara irtica yaftası takmalarını hatırlatıyor.Ya irtica yaftası yada marjinal fikirler diyerek davayı reddetmede ve batıl gösterebilmek için böyle vasıtalara başvuruluyor.

Bu yüzden karşı konulmaz, caydırıcı güce sahip ulu Allah'tan bir tehdit geliyor. Burada yüce Allah onun ruhundaki büyüklük kompleksinin, mal ve evlatla övünmenin kaynaklandığı noktaya temas ediyor. Nitekim bundan önce de onun toplum içindeki yeri ve soyu ile övünmesine kaynaklık eden sıfatına değinmişti. Ve bu adam yüce Allah'ın şu kesin vaadini dinliyor:

"Biz yakında O'nun burnuna damga vuracağız."

Ayetin orijinalinde geçen "Hortum" kelimesinin anlamlarından biri kara domuzunun burnunun bir tarafıdır. Herhalde bununla Velid'in burnu kastedilmiştir. Arap dilinde burun büyüklüğü onurluluğu sembolize eder. Bu yüzden büyüklenen için "burnu havada", gururu kırılan, alçalan için de "burnu yerde" denir. Birisi gururlanarak kızdığı zaman "burnu şişti burnu kızardı" derler. Arapların izzetinefsi (onur ve saygınlığı) "Enfetu" -Burun- olarak tanımlamaları da bu yüzdendir. Onun burnunun damgalanması ile tehdit edilmesi iki tür aşağılanmayı, horlanmayı ifade eder. Birincisi, bir köle gibi damgalanması. ikincisi burnunun domuz burnu olarak nitelendirilmesi.

Hiç kuşkusuz bu ayetler Velid B. Muğire'nin üzerinde büyük etki bırakmışlardır. Çünkü Velid saygın insanların -asılsız da olsa- bir şairin hicvinden her zaman sakındığı bir millete mensuptu. Ya gerçekten göklerin ve yerin yaratıcısı tarafından damgalanmayı, hem de boşuna söylenmeyen böyle bir ifadeyle karşı karşıya kalmayı nasıl karşılamıştır. Bu sözler varlık aleminin her tarafında yankılanmış, sonra da varlığın özüne yerleşerek tescil edilmiştir. Hem de sonsuza dek...

İşte İslam'ın düşmanı, yüce ahlâka sahip saygın peygamberin düşmanı olan bu adam böylesine kesin bir hakareti hakketmekteydi.

Mal ve evlada, Allah'ın ayetlerini yalanlayanların şımarmasına neden olan dünya nimetlerine işaret edilmesi münasebetiyle yüce Allah burada örnek olarak onlara bir kıssa sunuyor. Öyle anlaşılıyor ki bu kıssa onlar tarafından biliniyordu, aralarında yaygın olarak anlatılıyordu. Yüce Allah bu kıssa aracılığı ile onlara nimetle şımarmanın, iyiliğe engel olmanın, başkalarının haklarına tecavüz etmenin akıbetini hatırlatıyor. Bu arada kendilerine bahşedilen mal ve evlad nimetlerinin aslında onlar açısından bir sınav aracı olduğunu vurguluyor. Tıpkı bu kıssanın kahramanlarının sınanması gibi. Ayrıca bu sınavın devamı da var. Onlar bununla da bırakılacak değildirler:

 

 Bu haller islam ahlakıyla taban tabana zıt hallerdir.Burda aynı zamanda ahlaksız tavırlardan bahsederek ahlakın boyutları belirleniyor.Günümüzde devlet adına yapılan, yada islam adına yapılan sözde adalet adına böyle saldırgan hareketler olmuştur bunun islam ile ne kadar alakası olduğunu rabbimiz bildiriyor tüm boyutlarla aşama aşama anlatılıyor.Bazı müslüman gurublar bu olayları tam kavramış değildirler.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/11/2009 · Kategori: islam

Bayramınız Kutlu Olsun


 

        İçinizdeki çocuğun bayram

    Sevinci hiç eksilmesin Yüreğinizden

    Mutlu Bayramlar dilerim dostlarım

        Her şey gönlünüzce olsun

           Saygılarımla

 

                 kadir çapkın

 



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/11/2009 · Kategori: islam

Cum'a nız Mübarek Dua'larınız Kabul Yaşantınız ALLAH Yo



Cum'a nız Mübarek Dua'larınız Kabul
Yaşantınız ALLAH Yolunda Ve Hayırlar İle Dolu Olsun
İNŞAALLAH....


İnşaAllah on Friday will be blessed




Öyle Bir Gözyaşı Ver ki Yarabbi



Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Aklansın.. Ölümün kara düşleri,
Korkuları, umutlara döndürsün.
Rahmetinle, her damlası
Cehennemler söndürsün...

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Cennetler berâtı inci damlalar,
Secdelerde seller gibi çağlasın.
Etrafımda haşre kadar melekler,
Sevinçlerle ağlasın...

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Eritsin.. Buzlarını gafletin,
Gönül ufukları, nûra bürünsün.
Açılsın da cehlin kara perdesi,
Gerçek görünsün...

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Müjdeler dökülsün, Arş-ı Âlâ'dan,
Hidâyet selleri, sineme dolsun.
Her damlası Mahşer Günü
Şâhidim olsun...
http://fc07.deviantart.com/fs7/i/2005/210/7/2/Allah__by_Mongey.jpg
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Esmâ'ndaki 'Doksandokuz' aşkına,
Semâlardan gufranını indirsin.
Hesap günü, titreşirken Mîzan'da,
Hicâbımı dindirsin...

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Firdevs Göklerinden, nûr sağnakları,
Dehşet günü, Sırât üzre saçılsın.
Sekiz yerden, sekiz cennet kapısı
Bir lâhzada açılsın...

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî
Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan,
Bütün zerrelerim, Kur'ân'la dolsun.
Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim,
Şehitlerle haşrolsun...
cumart2.jpg
Müslüman unutma ..!!! Kardeşin zulüm altında islam düşmanlarını boykot etmeyi unutma ..!!!

Muslim forget ..!!! Brother under persecution
Remember to boycott the enemies of islam..!!!

IRAK - IRAQ
ırak bayrağı 4 resimleri
                      ÇEÇENİSTAN - CHECHNYA              FİLİSTİN - PALESTINE

http://www.ajanskafkas.com/uploads/Cecenya/bayrak.jpgfilistin bayrağı resimleri
DOĞU TÜRKİSTAN - EAST TURKESTAN

http://www.euroimaj.de/haber_images/DoguTurkistanGokBayrak_29042009.120415.jpg




Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::